Geçmiş zamanların birinde kendilerine insan diyen canlılar yaşarmış. Pardon pardon bir insanın elinden bunu yazmak saçma oldu.
Geçmiş zamanların diğerinde kendilerine üstün medeniyet nüksederek yaşayan insanların olduğu kasabalardan uzağa bakıldığında..... Bunu da bağlayamadım. Uzun cümle kurmadan deneyelim.
Ben gittim. Ben geldim. Gördüklerimi anlatayım. İsterseniz suskunluğum eşiğinde yazıya dökeyim.
Yok bu hiç olmadı.
En baştan başlıyorum.
Şimdi, oysa ki geçmişini düşünüyordu. Kafasını gökyüzüne çevirdi. Masmavi olan gökyüzüne bakarken güneşin batışını ve yıldızları hayal etti. Ama ne mümkün? İmkanları dahilinde kanat çırparak gidemediği toprakları düşündü. Kendisini mahkum gibi hissettiği teknenin üzerine tünedi.
Acıktığını düşünüyor fakat yeni yediği hamuru düşündü. Dişlerinin olmadığına sevindi. Ruhunda ki tatlı bir tebessümle, tüylerine vuran rüzgarı karşıladı. Gagasının işlevi, kanatlarının görevini düşünüyordu. Zamanı gelmişti son öğünü için kanat çırpmaya başladı. Yükseldikçe yükseldi. Süzülerek suyu izliyordu. Aslında içine doğmaya başlayan ürpertiyi yok sayıyordu. Su seviyesine yaklaşmış ama yüzen eti bulamamıştı. Tekrar yükseldi ve arayışına devam etti. Üçüncü denemesinde yüzen yağlı eti görmüştü. Hızla süzüldü ve gagasının suya çarpışı ile herşeyin çok geç olduğunu anlamıştı. Kaçamazdı, kaçmaya yeltendi ama nafile. Son gördüğü yağlı etle beraber büyük bir karanlığa gömüldü.